HER KADIN BİRAZ BUDİSTTİR, ÇÜNKÜ MUTLAKA BİR ÖKÜZE TAPMIŞTIR...

11:36 Posted In Edit This 0 Comments »

“Her kadın hayatının bir bölümünü Budist olarak yaşar... Çünkü mutlaka bir öküze tapmışlığı vardır...”

Son günlerin en çok forwardlanan kadın mailinde bunlar yazıyor, herkes birbirine söylüyor, kahkahalar atıyor, “oh olsun” diyor, “hepsi öküzdü bunların” diye buyuruyor, “Yaşasın Budizm” diye haykırıyor...

***

Kadında Budizme neden olan “öküz takımı” erkekler de, kendilerinin “öküz” familyasından geldiğini bilir...

Ama bir farkla ki, onlar öküzün iğdiş edilmemiş sığın olanını “Boğa” adını kendilerine verirler... “Çift sürmek, kağnı çekmekte kullanılan, etinden de yararlanılan, iğdiş edilmiş erkek sığırdır...” öküz...

Erkek, öküz olduğunu kabul etmez... Boğa olduğunu düşünür...

Oysa boğa da tıpkı öküz gibi bir sığır türüdür...

Tek farkı damızlık olmasıdır...

***

Her neyse, erkek kendine boğa adını da verse “Şikago Boğaları” gibi sıfatlarla hava da yapsa, görmüyor ki kadın için halen öküz olarak adlandırılmaya devam edecektir... Ve kadın, hayatında mutlaka en az bir kez “öküz” karakterde bir erkeğe taptığını düşünüp, için için hayıflanacaktır...

Hayıflanması aslında öküz herife bir türlü aymamış olmasından dolayı kendi konjonktürel öküzlüğünedir...

Öküz erkekle, sapına kadar erkek arasında önemli farklar mevcuttur ki, bunları kendi ilk bakışta pek çakozlayamaz...

***

Kadın sadece sünepe tipli erkekten irkilir, çok darda kalmamışsa, başkasına seyirtir... Oysa “Öküz erkekler” de “sapına kadar erkekler” gibi sünepe sınıfının dışındadır ve kadın sünepe olmayan öküz erkekle, sapına kadar erkek arasındaki farkı zaman zaman farkedemez...

“Öküz Erkek” tipi için şunları söylemek mümkün: Öküz bir erkek tipi, kadına trip yapar, hava atar, kendini maldan sayar, kıymeti kendinden menkul roller keser, olmayanı oldurur, varolmayanı varmış gibi tutturur, ilişkilerinde slalomvari ölçülerde kıvırtır...

***

Öküz erkek başlarda karizmatik, sonlarda iğrençtir...

Çünkü çıkarcı, pislik, kadını kullanıp atan, karizmanın altında şeytanlık yatan, sevgi değil, intikam arayan bir ruh rahilidir Öküz erkeklik...

Kadın, kadını gerçekten seven karizmatik erkeği arar...

Öküz erkek kadını sever gibi yapan bir karizma gibidir başlarda...

Ortalarda foyası da ortaya çıkmıştır, ama bu dönem Öküz Erkek’le olan kadının kendi “konjonktürel öküzlük” dönemine denk düşer...

Kadın bir türlü aymaz ki karşısındaki sapına kadar değil sadece Öküz bir erkek tipidir...

***

Öküz erkekle, erkek arasındaki en önemli fark, “kadını sevmeyle kadından ince ve derin intikam almak üzerinedir...”

Öküz erkek, kadına kendine bağlayıp, havasını atıp,onu kullanıp, ruhunu okşattırıp, zevkini yaşayıp, arkasından toz olup, hatta biraz da intima alıp, çaresiz bırakmayı arzulayan erkektir...

Öküz erkekler, ya analarından, ya danalarından, ya geçmişteki bir kadından, buldozer geçmiş gibi dümdüz edilmişlerdir...

Öküz kategorisindeki herifçioğlu, yeni rövanşlar, yeni vücutlar, hayatın acısını çıkartacak, erkekliğini okşayacak yeni intikamlar peşindedir...

***

Öküz erkek tipine bağlanan kadın, 6 ay ile 6 sene, ya da siddin sene (ey editör sakın sittin sene diye düzeltmeye kalkma, en doğrusu siddin senedir ve 66 yıl demektir...) işkence çeker... Altı aysa, mesele değildir, hafif travma yeterlidir... Altı seneyse, epeyce bir psikiyatrik tedavi gerekir...

Öküz erkekle 6 sene ve fazlasını geçiren her kadında, psikiyatrik tedavi ihtiyacı vardır...

Çünkü kadıncağız kendini kendisi gibi görememektedir... Öküz adam kadını tarumar etmiş, dağıtmış, özgüvenini elinden almıştır...

Yine de süresine göre, tedavi imkanı mevcuttur... Tedavi, Öküz Adam’ın tedavüldeki süresine göre, olumlu sonuç verecektir...

***

Öküz adamla 6 sene civarında beraber olan kadınlar yine de mutludurlar...

Çünkü Öküz Adamlar’la siddin sene, nam-ı diğer ömür boyu geçiren kadınlar direkt “öküz etkisine” girerler...

Bu kadınlarda yeme içme güçlükleri, ya da yeme içme fazlalıkları, uykusuzluk hali, depresif travmalar, hallüsinasyonlar görülür...

Anlamsız şeylere anlamsız tepkiler verirler...

Çığlık çığlığa bağırırlar, bu manik dönemleridir...

Aniden depresifleşir, hiç ses çıkarmaz ve uyku haline geçerler, bu da depresif dönemleridir...

Manik-depresif hal Öküz Adamlar’la olan kadınların kaderidir...

Aşırı titizlik, hastalıklı temizlik, çocuğa fena halde düşkünlük ve her zaman mendebur bir ikiyüzlülük içinde yaşaşayacaklardır...

Öküz Adamlar’la geçirilen hayatlar, o kadınları da öküzleştirecektir...

Reha MUHTAR, Vatan Gazetesi

HER ERKEK SATANİSTTİR... ÇÜNKÜ MUTLAKA BİR KADINA TAPMIŞTIR...

11:30 Posted In Edit This 0 Comments »

Dünkü yazıya gazetevatan.com’da yorum gönderen bir okuyucum, erkekler arasında bolca söylenen anekdotu yollamış... “Her erkek satanisttir... Çünkü hayatında mutlaka bir kadına tapmıştır...”

“Her kadın biraz Budisttir... Çünkü hayatında mutlaka bir öküze tapmıştır...” sözünün belli ki erkekler arasındaki cevabı “şeytan olan kadın” imajıdır...

Avustralya’dan yazan Budist okuyucuma selam göndererek başlayayım yazıya, çünkü demiş ki “Budistler öküze tapmaz... Hindular tapar...” Buyur burdan yak... Neyse...

***
Kadın mı şeytan, erkek mi öküz...

Öküz veya sünepe ya da sapına kadar, hatta sadece sap olan erkeklere söylemeliyim ki;

Öküz olan erkek vardır, olmayanı da vardır...

Ama kadınların bütününün zekası şeytandır...

Erkek arkadaşlar kolay anlayamayacaklar...

Onlara anlatmak için dünüşce tarzlarındaki basit Aristo mantığından hareketleneyim:

Dikkat! Her kadın bütün diğer kadınların şeytan olduğunu söyler...

Kadınların şeytani zekada oldukları, erkek darb-ı mesellerinden değil, kadın seslendirmelerinden menkuldür...

***

Kadınlar, kadınlar için şeytan derler...

Aynı kadın, kendi erkeğini öküz yerine koyup, diğer kadını şeytanlaştırır...

Karı koca, munis bir hayatın içinde sürmekte olan bir evde, kadın şu vecizeyi yumurtlar: “Sana güveniyorum kocacığım... Ben diğer kadınlara güvenmiyorum...”

Bir kadının duygu ve düşünce dünyasını bundan iyi özetleyecek bir söz bulunmaz...

Kadın başka kadınların kocasını, sevgilisini, erkeğini, damızlığını, sünepesini, yumuşak başlısını, kifayetsiz zavallısını “şeytanlıklarıyla” elinden alacağını düşünür...

Burada “öküz” yerine konan adam, edilgen, insiyatifsiz, tavırsız, davranışsız, duruşsuz sünepenin sünepesi bir konuma alınır...

Bizzat kadın, “erkeğin öküz, kadının şeytan” olduğunu gerçeğini haykırır...

***

Aradaki tek fark kadın neslinden her bir ferdin sadece kendisini şeytan görmemesindedir...

Kadınlara göre, tüm kadınlar şeytandır...

Kendileri hariç...

“Öküz” sıfatlamasındaki erkek bu şeytani durumu anlamadığından, kendi kadını dışındakilerin şeytan olduğuna kanaat getirir...

O erkeğin gözünde kendi kadını şeytan değil, çocuklarının annesidir...

Geri kalan kadınlar ise şeytan...

Bir kadının, propaganda ustalığını gösteren Goebbelsvari bir başyapıttır, bu erkek beyninin dış şeytan tehlikesine yönelik yıkanması...

***

Ne ki, kadın yine de “öküz sıfatlı erkeğin” , başka kadınlara yalanmasını, oynaşmasını, onlara yazmasını önleyemez... Çünkü şeytan çekicidir...

Kendi şeytanlığını melek kamuflajında sunan kadın, adamın şeytana gitmesini bir yerde kendi elleriyle teşvikler...

Her halükarda kadın bilir ki, “kendisininki saftiriktir....”

Dışarda şeytanlar kol gezmektedir...

***

Gelelim erkeklerarası darb-ı mesele...

“Her erkek satanisttir... Çünkü mutlaka bir kadına tapmıştır...”

Erkek aslında sadece bilinçaltında kadının üstün olduğunu bilir... Kendisine saftirik hülyalarına göre, kat be kat üstün şeytani bir zekaya sahip olabileceğine ihtimal vermez...

Zavallı olduğundan “arada bir yakalanmasını ya da kendinden kuşkulanılmasını” kadın şeytanlığına delalet eder...

Zavallı bir durum ve Öküz Erkek nitelemesini hakeden bir davranış biçimidir bu...

Bir kere kadının erkeği yakalamak için şeytan olmasına gerek yoktur...

O kadar saf, arkada iz bırakan, ne yaptığını böbürlenerek anlatan, yakalanmasa zaten zorla itirafa hazır olan bir mahluktur ki erkek, bunun için şeytani bir kadın olmaktan geçtik, naif ve aptal mizahi karakter Peter Sellers tipi bir dedektif olmak bile yeterlidir, erkek çapkınlıklarını ve yalanmalarını yakalamak için...

***

Oysa bir kadının erkeğe göre kat be kat fazla olan şeytani zekasının çok belirgin, belgeli ve somut örnekleri vardır... Aşağıdaki yazıda onlardan bir potburi sunulacaktır...

Reha Muhtar, Vatan Gazetesi

KAHVALTI KADINLARI

11:17 Posted In Edit This 0 Comments »
Erkekler akşam yemeğe çıkartacak kadın ararlar...
Kadınlar, akşam yattıktan sonra sabah kahvaltı edecek erkekleri...
Erkek akşama ve geceye odaklıdır...
Akşam yemeğe çıkartacağı güzel kadınla samimiyeti artırmayı umar...
Oradan başka bir eğlence mekanına gitmeyi tasarlar...
Hoş başlayan yemeğin romantik devamından medet umar...
Eğlence mekanın alkollü arsızlığından gecenin devamını arar...
Bulursa rahatlar...
Her halükarda, noktayı gece uykuya dalarken koyar...

Erkeğin nokta koyduğu yerde kadın hayatı yeni başlar...
Kadının arayışı esasen, erkek uykuya daldıktan sonra başlar...
Akşam yemeği, ilk gece için hoş olsa da etkili değildir...
Gidilen eğlence mekanı, zevkli olsa da belirleyeci değildir...
Belirleyci olan sabah kalkıldığında ne durumda olunacağıdır...
Akşamki beraberlik beraberlik değildir...
Esas sabah kalktıktan sonra beraberlik varsa, onun adı
beraberliktir...
ilk akşam yenilen yemek yemek değildir...
Sabah edilecek kahvaltı kadın için ilk yemektir...
Her kadın, her halükarda ve mutlaka bir kahvaltı kadını olmayı
arzular...
Vücudunun değil, kendi değerinin bilinmesini ister...
Sadece erkekliği değil, erkek adamı uyandırmayı düşler...
Ön sevişme diye adlandırdığı akşam yemeğini değil, sevişme sonrası
kahvaltıyı arzular...
Flörtü sevse de, sevgiyi arar...
Kadınlığından gurur duysa DA esasen aşkı arar...
Özgür birliktelikleri savunsa DA, ait olacağı adamı arar...
ilk akşam yemekte ses etmese de, kahvaltıyı umar...

Erkek duyarsızlıkları yoğun aşk durumları dışında, kadın kahvaltısını
anlamaz... Sabah nemrutluğu, akşamki özenin tersidir...
Verilen sözler sabah unutulmuştur...
Gece fethedilen dünyalar, sabah kaderlerine bırakılmıştır...
Paylaşılan kalpler yalnızlığa terkedilmiştir...
Kadın için sevgi çokça yerini yeni bir öksüzlüğe bırakmıştır...
Erkek için hayat normal ritmine dönmüştür...
Çoğu zaman böyledir ve böyle olacaktır...
Çoğu zaman böyle olduğu ve böyle olacağı için, kadın kahvaltılı
birliktelikler ister...
Erkek geceye noktayı koymuş ve uyumuşken, kadın virgülü koymuş ve
düşünmeye
başlamıştır...
Kadın için gecenin nasıl geçtiği gece belli olmaz...
Sabah belli olur...

Her zaman sabah kahvaltısı yapılmasa da, kahvaltılı birliktelikler
müthiş
güzeldirler...
Büyük aşk olmasa da sevgi doludurlar...
Vücutlarını paylaşanların, birbirlerini paylaşması önemlidir.
Ruhu güzelleştirir, sakinleştirir, dinginleştirir...
insana insan olduğunu hissettirir...
Hayvanlardan ayrı olduğunu özümsettirir...
Bunu bilmeyenlere hanzo denir...
Yüzüne söylenmese de arkasından söylenir...
Akşam yemekler davetlerinin çokluğu kadınlara dişi olduklarını hissetirir...
Mutlaka gereklidir...
Sabah kahvaltıları ise, kadınlara kadın olduklarını özümsetir...
Gerekli olmanın ötesinde gereksinimdir...
Olmaması büyük eksikliktir.
Kahvaltısız kadınlar O eksikliği erkeğe mutlaka hissetirir..
Akşamın güzelliği sabahki kahvaltanının içindedir...
Kahvaltı birlikteliktir...
Sürekli olmasa DA paylaşılan bir güzelliktir...
Kadınlar kahvaltılı olmalıdır.
Kahvaltısız bırakılmamalıdır...

Sabahlarını çokça kahvaltısız geçiren bu satırların yazarı için bile,
bu

durum değişmeyecektir...
Hayata ilk defa giren kadınlar mutlaka kahvaltılı olacaktır...

Reha MUHTAR, Mina'ya Mektuplar

DEWEY (Dünyanın Kalbine Dokunan Kütüphane Kedisi), Vicki Myron

10:02 Posted In Edit This 0 Comments »

DÜNYANIN EN ÜNLÜ KEDİSİ DEWEY’İN ÖYKÜSÜ

Yayınlandığı ilk günde dünyada rekor ilgi gören ve sıradışı öyküsüyle tüm dünyada insanları derinden etkileyen, yüreklerini ısıtan DEWEY şimdi Türk okuyucularıyla buluşuyor…
DEWEY inanın sizin hayatınızı derinden etkileyecek.
Bir kedi sizin üzerinizde ne kadar etkide bulunabilir? Bir kedi kaç kişinin yaşantısını etkileyebilir?
Terk edilmiş bir yavru kedi klasik bir Amerikan kasabasındaki küçük bir kütüphanede nasıl dünya çapında ünlü olur? Dewey’in büyüleyici öyküsünü okumadan bu sorulara yanıt veremezsiniz.

Dewey’in öyküsü olası en kötü durumda başlıyor. Yalnızca birkaç haftalık yavru iken, yılın en soğuk gecesinde Spencer kasabası Halk Kütüphanesine sığınır. Kütüphane yöneticisi Vicki Myron ertesi sabah onu bulmuştur. Myron alkolik kocasından ayrılmış, göğüs kanseri olan çocuklu bir kadındır. Dewey onun ve personelin kalbini kazanmıştır ve yukarı doğrularak ve soğuktan neredeyse donmuş patisini kaldırarak onlara teşekkür edecektir. Sonraki on dokuz yıl boyunca Spencer halkı onun heyecanını, sıcakkanlılığını ve (bir kediye özgü) insancıllığını ve her şeyden önce en çok kimin ihtiyacı varsa onun yanına gitmesini sağlayan altıncı hissini yaşayacaktır.
Onun ünü başka kasabalara ve ardından başka eyaletlere doğru artar ve sonunda tüm dünyaya ulaşır. Dewey yalnızca bir dosttan daha fazlasıdır; o genel olarak tarımla geçimini sağlayan bu kasabanın insanları için bir gurur kaynağı olmuştur.

“Olağanüsüt bir hikaye… DEWEY kesinlikle tüm insanlar için bir esin kaynağı.”
—JACK CANFIELD, yazar

“Beş mendil ıslatmama neden olan bu yürek ısıtıcı öyküyü sevdim. Bunun tek nedeni onun olağanüstü bir kedi olması değil, aynı zamanda Iowa halkının ve özelde Spencer kasabasının insancıllığı ve direncidir.”
—W. P. KINSELLA, yazar

“Dewey’in öyküsü bir kedinin insan yaşamını ne denli değiştirebileceğini duygusal bir tarzda ortaya koyuyor. Vicki Myron Dewey’in öyküsünü yazarak bu ünlü kütüphane kedisine onuncu canını veriyor.”
—CHRISTIE VILSACK, Iowa valisi eşi

“Iowa halkı Dewey adında çok sevecen bir kütüphane kedisi aracılığıyla uluslar arası alanda bir ün kazanmıştır. Bir kedi sever olun ya da olmayın bu kitap sizi derinden etkileyecek.”